UNUTMAK

 

Büyütmek için Tõklayõnõz

Oyundan Fotograflar
Oyundan Fotograflar





Çevirenler: Sercan Gidişoğlu - Can Utku

Yöneten: Mahir Günşiray

Sahne Tasarımı: Claude Leon

Müzik Yönetmeni: İlteriş Sun

Işık Tasarımı: Yüksel Aymaz

Video Yönetmeni: Hüseyin Karabey

Oyuncular: Hakan Milli, Ayça Damgacı, Güven İnce, Banu Fotocan, Erkan Taşdöğen, Özgür Erkekli, Zeynep Erkekli, Mahir Günşiray


Tiyatro Oyunevi, kurulduğu 1996 yılından bu yana, temelde faşizm ve iktidar kavramlarını, bu kavramların farklı biçimlerini, görüntülerini ve bunlar karşısındaki kadın-erkek insan bedeninin konumunu sorgulamaya çaba gösterdi.

Sophokles'in "Antigone"si, Genet'nin "Hizmetçiler"i, Cervantes'in "Hikaye-i Don Kişot"u, Kafka'nın "Ceza Kolonisi'nde"si, Koltes'in "Ormanların Hemen Önündeki Gece"si, Gogol'ün "Evlenme"si, kendiliğinden birbirinden farklı gelişen sahneleme ve oyunculuk yaklaşımlarıyla hep oynama arzusu, oyuncunun kendini sahnede temsil etme kararlılığı ve politik olanının nasıl sergilenmesi gerektiği üzerine yapılan çalışmalar oldu. Bütün bu süreci, anlama, seyirciyle paylaştıkça farketme, böylece yeni sorular çıkartabilme uğraşı ve çıkış yolu arayış süreci olarak yaşadı.

Uluslararası Af Örgütü'nün "unutmaya karşı tiyatro" teması altında Fransız yazarlara ısmarladığı oyunlardan beşini bir oyunda biraraya getirerek sahnelediğimiz "Unutmak" oyununu iki ana tema üzerinde okumaya çalıştık: unutmak ve kötülüğün, iktidarın biçim değişimi. Bir arkadaşım demişti ki "Bana hayatı unutturan her şey bir ihanettir." Bugün birçok şey hayatı unutturma üstüne kuruluyor. Sıkı bir görüntü bombardımanı altındayız. Gerçeklik duygusunu, hakiki olanı yitirmekle karşı karşıyayız. Eğlence kültür-süzlüğü-ünün her çeşidi ile günü gün etmenin, her dertten uzaklaşmanın yollarını arıyoruz. Teknolojinin bize sağladığı o göz kamaştırıcı dünya içinde herşeyi unutabilir, herşeye inanabiliriz; her kılığa girebilir, ekonomik nedenleri bir çok şeyin üstünde tutabiliriz. Daha çok iletişim ile uzaklık; özgürlük alanları açtığına inandığımız teknoloji harikaları ile parmaklıksız, kelepçesiz tutsaklık yaşıyoruz. Hızlı hareket etmekten bakmaya, anlamaya, hatırlamaya zaman çok az. Hızın bizi nereye götüreceği belli değil. Dünü ve bugünü unutmak, geleceğe koşmak ile zevklendirilmiş, yeni binyılın modern bireyinin hayattan kopuşu her geçen gün biraz daha artıyor. Herşeyin anlamının kaydığı, içinin boşaltıldığı bu süreçte, biz de bir anlamda kendimizi kurban ediyor; yaşayan ölüye - belleğini yitirmiş, boş bir bedene- dönüşüyoruz. Dün söylenen "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" sözü bile artık geçerli değil. Artık o kadar çok bilgi var ki fikir yok. Oyunda ele aldığımız bir başka tema da: kötülüğün kılık değiştirmesi, yeni iktidar biçimleri ve bunların uzantısında düşünülmesi gereken yeni ikna teknikleridir.

Kötülüğü ya da iktidarı parmakla gösterebilecek kadar açık bir biçimde tanımlayabilmenin güçleştiği bir süreç içindeyiz. Kim kötü kim iyi? Kim şeytan kim melek? Kim insanlık için kim hayvanlık için? Kim barış için kim savaş için? Kim güçlü kim aciz? İktidar kimde ve nerede? Bu sorulara yanıt verebilmek zor. Büyük bir kılık değişimi yaşıyoruz. İnsanlık adına yapılan adına bazen terör bazen de operasyon denen- savaşları görüyoruz. Hala eline, beline hakim olamayan bazı istisnalar hariç artık kaba yöntemler bir yana bırakıldı, ya da çoğu zaman da onu kullananlar tarafından- bırakılması öneriliyor. Bir kuruluşun ya da kurumun -satış stratejileri açısından- lekelenmemesi, kirlenmemesi gereken bir imajı olması gerektiği düşüncesi, yeni teknikler geliştirilmesini sağlıyor. İşkencenin insanlık ayıbı olduğu vurgulanıyor, işkence artık yok deniyor ama tecrit uygulamasının avrupa standartlarında olursa bir sorun olmayacağı ñherkes tersini düşünse ve söylese de- tatlı tatlı anlatılıyor. Sorgucuların olmadığı, olmaması gereken bir dünya için değil, sorgucuların hangi insani tekniklerle sorgulama yapmaları gerektiği üzerine çalışmalar sürüyor. Hapishanelerin, okulların, kışlaların, tımarhanelerin her yönüyle modernleştirilmesi, insani ölçütlere getirilmesine çalışılıyor. İnsani kaygılarla hareket edilirken gözetilen en önemli şey, acımasız rekabet ortamındaki ticaret dengeleri olabiliyor.

İnsan gibi olmaya, medeni olmaya eğitildiğimize, nasıl hareket edilirse ayıp ve günah olmadığı da öğretildiğine göre; biz de herşeye ööölece şaşırıp kalıyoruz, gözlerimize inanamıyoruz, ekranımız başında olup bitenleri fazlasıyla görüp, alışıp, unutmaktan başka bir çare göremiyoruz. İnsana acı vermeden onu ele geçirmenin nasıl yapılabileceği 21.yy'ın en önemli bilimsel araştırma konusu olmaya şimdiden aday. Her yönüyle şiddetin, işkencenin, kötülüğün ve iktidar kavramının bambaşka bir yüzü ile karşı karşıyayız. Nerede mi? Her yerde olabilir. Belki de bir aynada.

Mahir Günşiray

Oynandığı yerler


Eleştiriler
"UNUTMAK", Vecdi Sayar, Kedi Gözü-Cumhuriyet

(...)
Tiyatro Oyunevi'nin en başarılı yapımlarından biri olan oyun kollektif bir çalışmanın ürünü. Uluslararası Af Örgütü'nün 1996 yılında "unutmaya karşı tiyatro" başlığı altında Fransız yazarlara yaptığı çağrıya yanıt olarak yazılan oyunlardan beş tanesinin Mahir Günşiray tarafından mükemmel bir estetik bütünlük içinde kurgulanmasıyla ortaya çıkmış. Yönetimi ve oyunculuğu da dört dörtlük. Üç kelimeyle: Yılın tiyatro olayı.

(...)
Yaşanan acıları unutan, unutmak için kendini zorlayan kedilere tavsiyem: "Unutmak" oyununu kaçırmayın. Eğleneceksiniz. Ama kendinizi birilerine benzetip kızarırsanız karışmam!

Filistin'de yaşanan insanlık dramı karşısında elleri kolları bağlı oturanlar; gidin "Unutmak"a... Belki de sahnede kendinizi görür utanırsınız... Ve... Birşeyler yapmak için harekete geçersiniz.


ESTETİK BÜTÜNLÜK İÇİNDE SU GİBİ AKICI BEŞ OYUN: "UNUTMAK", Üstün Akmen, Nokta

(...)
Tiyatro Oyunevi, Uluslararası Af Örgütü'nün 1996 yılında "Unutmaya Karşı Tiyatro" başlığı altında Fransız yazarlara yaptığı oyun yazma çağrısı üzerine yazılan oyunlar arasından 5 oyunu almış, Mahir Günşiray da bu beş oyunu bir güzel kurgulamış. İktidar, şiddet, ikna teknikleri temalarını işleyen 5 oyun, estetik bütünlüğe kavuşmuş.

Günşiray, oyunu Jouanneau'nun "Eğlencelik" adlı kısa oyunu üstüne oturtmuş. "Eğlencelik" esasında ürkütücü bir yalınlık gösterisi. Oyunun iki kahramanı, belirsiz bir ülkeye gönderilmiş iki palyaço. İnsanları savaşa, şiddete, ayrımcılığa dayanıklı hale getirmeye çalışıyorlar. (...) İki palyaçonın komik görünrn trajik öyküsü bir anlamda sanatçının yazgısını da simgeliyor. Sanatın işlevi, sanatçının sorumluluğu...

Enzo Cormann'ın "Şu Koskoca Dünyada İki Kişiyiz Artık"ında palyaçolar işkenceye 'seyirci'. Cormann'ın oyunu dehşeti, yani işkenceyi anlatıyor. Duyguların kışkırtıldığı, şaşırtan heyecanlandıran bir oyun bu. Ayrıca alışık olmadığımız bir dizgesi var. Seyirciyi alıp bir yerlere götürüyor.(...)

Durif'in "Jandarmalar"ında yerde bir ceset yatmakta. Savaş ve şiddet sonrasında bir araya gelen palyaçolar ve jandarmalar şiddetin tanığı olunca şaşırıp kalıyorlar.

Schmitt'in "Şeytanın Okulu"nda ise şeytanı, pabucunun dama atıldığından yakınırken yakalıyoruz. İnsanoğlu onu çoktan sollamış. İletişim teknolojisinden yararlanıp, televizyon ekranından zebanilerini etrafına topluyor ve çağdaş kötülük stratejileri geliştirmeye başlıyor.

(...) Son bölümde Durif "İkna Tekniklerinin Üretiminde Uzmanlaşmış Şirketin Basın Sözcüsünün Monoloğu"nda şeytanı avutuyor. Modası geçmiş işkence yöntemlerinin yerini pekala gelişmiş, gelişmekte olan, geliştirilecek ikna teknikleri kullanılabilir, pazarlama yöntemleri değiştirilir, palyaçolar işkencecilerin yerine geçebilir. İnsanlık, şeytanın çağrısıyla, tekniğin doruğa tımandığı yeni bir cehenneme davet ediliyor."Unutmak", doğrusunu söylemek gerekirse Tiyatro Oyunevi'nin yüz akı bir çalışma olmuş.

(...)Mahir Günşiray seyircinin birleşik tepkisini isteyerek işe başlamış. Buna karşın, bilinçli zihinlerden birleşik tepkinin kolay elde edilemeyeceğinin de belli ki ayırdındaymış. Düşünceden doğan heyecanı değil, heyecandan doğan düşünceyi seçmiş, pek de iyi etmiş. Heyecan tepkisini her an canlı tutmuş. Ne istediğini bilmiş, istediğini seçtiklerinden elde edebileceğine güvenmiş.(...)