"Ceza Kolonisi"nde

Franz Kafka

Büyütmek için Tıklayınız

Oyundan Fotograflar
Oyundan Fotograflar



Sahne Metni: Ceza Kolonisi, Şato, Akademiye Bir Rapor

Yöneten: Mahir Günşiray

Sahne Tasarımı: Claude Leon

Işık: Yüksel Aymaz

Yönetmen Yardımcıları: Ayça Damgacı, Ece Eroğlu, Melis Bilgin

Makyaj: Mira Civelek

Oyuncular: Alper Develioğlu, Ece Eroğlu, Evren Yazıcı, Ayça Damgacı, Güven İnce, Mehmet Polat, Mahir Günşiray

Prömiyer Tarihi: 27.3.2000


Oynandığı yerler

  • İstanbul Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi, İstanbul (Mart-Nisan 2000)
  • Barış Manço Kültür Merkezi, İstanbul (30-31 Mart, 1-2 Nisan 2000)
  • İSM 2. Kat, İstanbul (2000-2002)
  • 1. Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali (Mayıs 2001)
  • 6. Ankara Tiyatro Festivali (Kasım 2001)

 

"İzleyeceğiniz oyun, Kafka'nın Ceza Kolonisi, Akademi' ye Bir Rapor, Yargı öykülerinden ve Şato romanından kimi bölümlerin de kullanıldığı, Kafka üzerine yaratılan yeni bir oyundur. Gerek düşünce bazında, gerekse sahne üzerinde yaratılan oyunlar açısından tam anlamıyla bir grup çalışmasının ürünüdür. Hani 'neysek buyuz' diyebileceğimiz samimi bir biçimde kendini ortaya koyuştur. Bir anlamda, ayağımızı yorganımıza, yorganı da ayağımıza göre uzattığımız bir çalışmadır.

Tiyatro Oyunevi -oluşmaya başladığı ilk günden bu yana-, Kafka metinleri ile yatıp kalkmasının sonunda, yine -belki-ancak-şimdi- onun eserlerinden yola çıkarak bir oyun oynamaya başlayabilmektedir. Geçen yıllar, Kafka' yı anlama sürecinden çok, onu ancak 'deneyim' olarak yaşamanın mümkün olduğunu fark ettiğimiz bir süreçti denebilir. Bugün bu projeyi hayata geçirirken de bu çalışmanın bir Kafka yorumu değil, bir Kafka deneyimi olduğunu düşünüyoruz.

Kafka yorumlanabilir mi? Bir yapıtı yorumlayabilmek için, önce anlamak gerekmez mi? Bir yazarı anlamak, bir yapıtı yorumlamak, onu analiz etmek ve çözmekle başlamaz mı? Anlamak, bir biçimde onu ele geçirme süreci olarak düşünülebilir mi? Kafka' yı ele geçirmek mümkün müdür?

Kafka yazdıklarının içine girilmesini, orada dolaşılmasını sağlarken, tıpkı dünyasındaki kişiler gibi bizi de bir 'çıkış yolu' arayışına sürükler. Her şey oradadır. Tam bir noktaya vardığınızı ve onu formüle edebileceğinizi hissettiğiniz an sizi yalnız bırakır. Herhangi bir çözüm üretmez, önermez. Bu, kimilerinin söylediği gibi, bir çıkışsızlık, karamsarlık değildir. "Sağa mı olur, sola mı olur, nereye olursa, bir çıkış yolu" arayışında olmanın çabasıdır. Kafka' da bizim için de önemli olan unsurlardan biri, bu söz konusu 'çıkış yolu' arayışını sonuna kadar zevkle sürdürmektir.

Tiyatro Oyunevi olarak biz de, bunu ancak ve ancak, beden bedene yaşamaya ve paylaşmaya olanak tanıyan tiyatro sahnesinde gerçekleştirebileceğimizi, orada var olabileceğimizi ve böylelikle kendimizi orada ifade edebileceğimizi hissediyoruz.
Bu çalışmayı yaratan herkese teşekkür ederim."

Mahir Günşiray

Mahir Günşiray ile söyleşiler

Şehnaz Pak, Radikal, 5 Nisan 2000

- Nedir Mahir Günşiray’ı Kafka ile buluşturan, önce mahkemede şimdi de tiyatro sahnesinde, unsur?
- Her yazar önemlidir. Ama bence Kafka 20. yüzyılın en önemli yazarlarından. Bir kaç yıldır Kafka üzerine çalışıyoruz, düşünüyoruz. Öyle ki en büyükten en küçük parçacıklarına kadar her şeyini okuyup araştırdık diyebilirim. Ancak öyle bir şey var ki, bizi de cezbedenlerden biri de bu zaten, bir türlü Kafka’nın dünyasını ele geçiremiyorsunuz. Tam ele geçirdiğinizi düşündüğünüz bir anda elinizden kayıp gidiveriyor. Ya da bir hikâyesinde seni tatmin edecek giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine doğru ilerlemek istiyorsun ama geldiğin noktada bakıyorsun ki çok farklı bir yere kaymışsın. Tiyatroya yaklaşımımız ve politik görüşlerimiz doğrultusunda kimi paralellikler kurabildiğimiz bir yazar Kafka. Çünkü bizi, seyirciyi ele geçirmek, seyirciye çözümler, mesajlar vermek ilgilendirmiyor. Çalışmalarda da bir türlü sonu bulamıyoruz. Her oyunumuzda bugüne kadar finali yapmakta olağanüstü güçlük çektik. Final o kadar tehlikeli ki, seyirci senden mutlaka alkış öncesi bir cevap bekliyor. Ancak biz bunu vermek için tiyatro yapmıyoruz. Bildiğiniz ve önerdiğiniz çözüm, hemen ya karşı çıktığınız sisteme bir başka sistem kurmayı ya da seyircinin üzerinde totaliter baskı kurmayı doğurabiliyor. Tiyatro izleyiciye yer bırakabilmeli, izleyici oyunun içinde dolaşabilmeli, istediği anda girip, istediği anda çıkabilmeli.

- Kafka’nın “Ceza Kolonisi’nde”ki hikâyeden oldukça farklı bir öykü ile karşı karşıyayız sizin oyununuzda...
- Biz Kafka yorumundan çok, bir ‘Kafka deneyimi’nden söz etmeyi daha uygun buluyoruz. Bu çalışma bizim için tümüyle bir ‘Kafka deneyimi’dir. Kafka’yı yaşama süreci, bir tiyatro grubu olarak kendimize deneyim ettiğimiz, kendimizi bunun içinde bulduğumuz bir süreç bu. Ve burdan çıkan bizim bir yerde deneyimlerimizin sahneye aktarımıdır. Bu oyunu seyreden Kafka bilen bir uzman bize şunu diyebilir; “Ya kardeşim biraz Kafka okusaydınız keşke” İşte böyle bir deneyim bu. Kendi dünyamıza getirdiğimiz, Kafka’dan bir sürü malzeme var. Bizi ‘Şato’daki iktidar, kadın erkek ilişkisi ilgilendiriyor. Akademiye Bir Rapor’daki eski bir maymunun insanların dünyasına nasıl adım atıp orada kök saldığını görmek ilgilendiriyor. Ceza Kolonisi gibi bir öyküde makinasal düzenin işlerliğini savunmak isteyen bir zihniyeti sorgulamak ilgilendiriyor. Kafka’dan kimi metinleri, kişileri yer yer temaları kullanıp yeni bir oyun yarattık diyebiliriz. Bu anlamda özgün bir oyun ama bence gerçekten bir Kafka. Yorumdan öte bir çalışma. Yorum demek, bir şeyi anlıyorsun analiz ediyorsun ve onu diyelim ki çağına göre yorumluyorsun. Ama Kafka’yı bu anlamda anlayıp ele geçirmek, “Kafka şudur” demek hemen hemen imkansız . Ayrıca amacımız akademik bir Kafka yapmak değildi. Bugün kendimize ait bir derdimizi yaşadığımız dünya topraklarında anlatma çabasındaydık o kadar.

- Sizin hikayenizin çıkış noktası neden insanlaştırılmaya çalışılan hayvanlar?
- Bu oyuna bir anlatım biçimi olarak “Grotesk bir oyun yapacağız”diyerek başlamadık. Hiç bir zaman zaten “şöyle bir oyun yapacağız” diye yola çıkmıyoruz. Ortada bir düşünce var ama nasıl bir oyun olacağı çalışmalar sırasında ortaya çıkıyor. Bu oyun kendiliğinden grotesk bir anlayışa sahip oldu. Groteski anlatan bazı tanımları seçersek; örneğin: garip, tuhaf, gülünç ama çok da rahat gülemeyeceğiniz bir duygu yaşatan gibi, işte bu tanımlar bu oyuna uygunluk göstermektedir. Hayvan da bununla bağımlı olarak çıktı. Bedenin disipline edilmesi kavramını böyle daha iyi anlatabileceğimiz düşündük ki ayrıca Kafka’da bir kaçış çizgisi olarak hayvan-oluş önemlidir. Bir yanda arzularımızla, cinselliğimizle, duygularımızla hayvanca yaşadığımız bir dünya, öte yanda bunu yaşatmayı engelleyen bir başka dünya. O da Kafka’nın babasının dünyası: aklı egemen kılan dünya. Normalleştirilmeye, akıllı uslu olmaya zorlandığımız bir dünya.

- Konulmuş kurallar, belirlenmiş çizgiler çerçevesinde hep aynı tornadan çıkartılmaya çalışılan tek tip düşünce yapısındaki insanlar bu ülkeyi fazlasıyla çağrıştırmıyor mu?
- Aslında bizim topraklarımaz ait bir yanı var oyunun ama, bir anlamda akademiye bir raporun oynandığı sahneyi de düşünürseniz, bunun ucu Avrupa’ya da dayanıyor. Çünkü adam diyor ki; “Yeryüzünde eşi benzeri görülmedik bir başarı kazanarak, bir Avrupalının ortalama kültürünü edindim.” Yani ‘Avrupa’lı olmak’ diye bir şey var ki o da ‘uygar olmak’la eş sayılıyor. Toplumumuzda bizim üstümüze uygulanan baskının bir ucu Avrupa’dır, yani Batı dünyasıdır. Ölçü daima orası oluyor.

- Oyunda gücü elinde tutanın egemenliğindekilerin de kendi içlerinde bir iktidar mücadelesi verdiklerine tanık oluyoruz...
Evet. Bize hep denmiyor mu: ‘Bu bir yarış, hepimizin içinde bulunduğu bir yarış, performansınızı ne kadar güçlü tutarsanız o kadar başarılı, verimli olursunuz’. Aşılması gereken engeller, ulaşılması hedeflenen amaçlar önümüze konup, yeteneklerimizin artmasına zorlanmıyor muyuz? Kafka’nın babası ile problemini iktidar ile problemi olarak ele almak sanırım daha doğru olur. Çünkü babası Kafka’dan tıpkı onun gibi olmasını bekler. O ise, olmamayı kasten seçtiği için böyle değildir; gerçekten olamadığını söylemektedir. İktidar kendisini devam ettirebilmek için kendisinden sonra gelenleri yetiştirmek zorunda. Erkek egemen bir toplumda erkek, bu iktidarın devamı için mutlaka egemen söylemi üretmek zorunda. Örneğin erkeğe, kadın üzerinde nasıl baskı kurulduğu bir şekilde gösterilir. Tıpkı Şato’da Olga’nın yaptığı gibi, kadın da kadına ‘nasıl disipline olmuş bir kadın olunur’ onu anlatabilmektedir. Aslında kendimizin de içinde bulunduğu, çalışmasına bizzat katkıda bulunduğumuz koskoca bir makine bu. Burada bir çıkışsızlık söz konusu. Evet, bu sistem, bir başka deyişle makina bir şekilde parçalanmalı. Bunun yerine ne konulabilir bilmiyorum. Ama bir parçalansın önce görelim diyorum. Çünkü parçalansın ama yerine ne konulsun diye düşündüğümüz zaman, yine bir sistemin peşinde koşmaya başlayıp, yenilerini üretmeye devam etmiş olmuyor muyuz?


Fırat Güllü, Özgür Bakış, Şubat 2000
-Tiyatro Oyunevi Mart ayına iki prodüksiyonla giriyor: Jean Genet'den "Hizmetçiler" ve Franz Kafka'dan "Ceza Sömürgesi".
"Hizmetçiler" grubun 1997'den beri aralıklı olarak sergilediği bir repertuvar oyununa dönüşmüş durumda. Grup zor bir işi başararak Genet'nin problematik metnini sahne üzerine taşımayı başarmış görünüyor. İlk kez 1947 yılında Fransa'da sergilenen "Hizmetçiler" o dönemde sansasyon yaratmış gerçek bir olaydan esinlenilerek yazılmıştı: Hanımefendilerini planlı bir cinayetle ortadan kaldıran iki hizmetçi kızkardeşin hikayesi… Genet bu cinayet hikayesini bir metafor olarak kullanarak "suç"u toplum-karşıtı bir eylem olarak sergiler. Yaşamının çocukluk ve ilk gençlik yıllarını ıslahanelerde geçirmiş ıslah olmaz bir toplum düşmanı olarak sonu kendini yoketmeye vararacak anarşizan bir bakış açısının ürünüdür "Hizmetçiler". Oyun, modern toplumun tüm katmanlarına sızan sömürü ilişkilerini, kimliksizliği, "ezilenler"in egemen kültürün değerleri dışına çıkamayışı olgusunu sorgular. Tiyatro Oyunevi, Genet'nin isteğine sadık kalarak kadın karakterlerden oluşan oyunu erkek oyuncularla icra etmekte.
Franz Kafka'nın "Ceza Sömürgesi"adlı öyküsünden yola çıkılarak hazırlanan gösteri ise mart ayı içerisinde gösterime girecek. Faşizm koşullarında adalet kurumunun bir baskı aygıtına dönüşümünü konu edinen bu "zor" metnin sahneye nasıl taşındığını görmek tiyatro izleyicilerinin ilgisini çekecektir.
"Hizmetçiler" oyununun gösterimi öncesinde Tiyatro Oyunevi'nin kurucularından oyuncu-yönetmen Mahir Günşiray'la grubun yapısı, sanata yaklaşımı ve prodüksiyonlar üzerine konuştuk.

- İlk sorum Tiyatro Oyunevi'nin grup yapısıyla ilgili: Tiyatronuzda sahne tasarımcısı, dramaturg ve rejisörden oluşan sabit bir çekirdek var; oyuncular oyundan oyuna değişebiliyor.
- Daha önce, sahne tasarımcısı ve dramaturgla önçalışma yapıyorduk ve bunu oyuncularla birlikte sahneye taşıyorduk. Ancak daha sonra, konuştuğumuz, birlikte gördüğümüz şeylerin sahneye çıkıldığında oyuna dönüştürülmesinde zorluklar yaşadığımızı fark ettik. Ve de malzemeye göre rejiyi ve dramaturgiye adım adım götürmeye çalışıyorduk. Şu anda biraz daha farklı çalışıyorum: masabaşı da dahil olmak üzere oyunculardan gelen üstünde kuruyorum oyunu. Bu anlamda bir grup olarak çalışmaya başladık da denebilir. "Ceza Kolonisi"nin dramaturgisi sahnede oyuncularla birlikte yapıldı, elbette arada masabaşı çalışmalar da yapıldı.

- Tiyatro Oyunevi daha çok bir prodüksüyon grubu olarak görünüyor. Prodüksüyon çalışmaları dışında eğitim çalışmaları da yapıyor musunuz?.
- Çalışma tempomuz çok yüksek. Özel bir eğitim çalışması yapmıyoruz, biz bir prodüksiyona hazırlanıp, oynuyoruz. Oyun da bir eğitimdir.

- Peki, amatör oyuncuların gruba katılımı mümkün oluyor mu, yoksa sadece belli bir düzeyin üzerindeki oyuncularla mı çalışıyorsunuz?
- Şu ana kadar bizimle çalışmayı arzu eden herkese kapımızı açtık. Bizim çalışmalarımızda bazı zorluklar var, bunu göğüsleyebilenler kalıyor, bir kısmı da çabuk gidiyor. Kişinin çok iyi bir oyuncu olması benim için bir ölçü değil; önemli olan oynamayı arzulaması, kendini böyle ifade edebilmenin bizati kendisinin politik bir eylem olduğunu hissedebilmesi. Ayrıca oyuncular her oyunda oynamasalarda, reji yardımcılığı, kostüm, dekor gibi işlerde yer alarak grupla birlikteliklerini devam ettiriyorlar.

- Tiyatro Oyunevi'nin alternatif olmak, politik olmak ve elbetteki "tiyatro" olmak gibi kaygıları var. Politiklik-alternatiflik-tiyatro kelimeleri arasındaki ilişkiyi nasıl formüle ediyorsunuz?
- Alternatif sözcüğünden biraz uzak durmaya çalışıyoruz diyebilirim. Çünkü "Neye alternatif?" sorusunun karşılığını bulamıyorum. Yerleşik tiyartrolara ve anlayışlarına alternatif olduğumu düşünmüyorum. Belki de onlar alternatif. Bizim ciddi bir seyirci kaygımız var. Biz kendi anlayışımız çerçevesinde oyunlar çıkarırız ama aynı zamanda 30 000 kişiye de izletmek için elimizden geleni yaparız. Örneğin bizim bir çadır projemiz vardı, bu projeler çerçevesinde ücretsiz oyunlar oynadık ve çok fazla insana ulaştık. Seyirci olarak bazen entelektüeller yerine daha naif bir seyirciyi tercih edebiliyoruz. Örneğin Mersin turnesinde 11 yaşında temizlikçilik yapan bir Kürt çocuk "Hizmetçiler"i üç cümleyle özetlemişti. Yaptığımızdan daha fazlasını görmeye çalışan izleyici birşeyleri anlamadığını sanısına kapılıyor . Bizim için hiç bir şey bilmeden gelip oturan seyirci çok daha önemli.

- Politika ve tiyatro...
- Aslında her şey politiktir ve bundan kaçmak mümkün değil. Tiyatro, yaşadığımız hayatı sorguladığımız bir yerdir, sorularımızı sahneden sormaya çalışıyoruz. Sahnede sorunların çözümünü gösteren anlayışın totaliter olduğu kanısındayım. O yüzden kendi içimizdekini yaşamaya ve oradan bir elin uzanmasını beklemeye çalışıyoruz.

- Genet'in tercih edilmesinin nedeni de bu mu? Oyun değişik boyutlarda okunabilir.
- İktidar, faşizm ve kişilerin böyle bir baskıdan kurtulma yolları ararken kendilerini reprezante edebilmeleri gibi başlıklar, bizim ele almaya çalıştığımız temalar. Özellikle bizim içinde bulunduğumuz sanat çevresi ve tiyatro ortamı en çok sorgulamak istediğimiz konuları oluşturuyor. Örneğin yaşadığımız toprakların herhangi bir yerindeki her türlü acı bizi derinden etkiliyor ama yine de gerçekliği ile ele almak bizim için çok zor. İçten olmak gerektiğinde kendimizden başlamak bize daha doğru geliyor. "Adam Adamdır"da sıradan faşizm olgusunu işleyerek başlamıştık işe, sıradan faşizm halen önemli ancak bu başka düzeylere de kayabiliyor.

- "Ceza Kolonisi"ni dikkatli okuduğumuzda Türkiye'nin bugünkü konjönktürüne çok uygun düşen bir meteforla karşılaşıyoruz. Sanırım bu metni seçmeniz tesadüf değil.
- Evet ama, biz güncel politikaya doğrudan göndermeler yapabilecek bir oyun yapmıyoruz. "Ceza Kolonisi"ndeyi çok basit bir şekilde şöyle yorumlayabilirsiniz: Mahkumu Abdullah Öcalan, subayı devlet yetkilisi yaparsınız ve devlet de Avrupa'ya girmek için köhne bir sistemi tasfiye eder, subay bu uğurda kendini kurban eder ve mahkumda serbest kalır. Ama bu şekilde sahneye aktarırsanız tiyatro anlamını yitirir. Güncel politikaya dair düşüncelerinizi bir sayfalık bir yazıyla da ifade edebilirsiniz. Tiyatroya ihtiyacınız yok.

- Kendi seyircinizi örgütlemek gibi bir perspektife sahip misiniz? Seyirciyi bu kapıdan tesadüfen girecek birisi olarak mı görüyorsunuz, tiyatro salonu dışında da seyirciyi örgütlemenin bir yolu yok mu?
- "Ceza Kolonisi"ni tanıtmak için binlerce broşürün yanısıra Taksim'deki barlara lokantalara Amerikan servisler dağıtıyoruz. Bizim oyuna ilk gelen birisi şu ya da bu şekilde etkilenir ve bir dahaki sefere gelmesi onun bizi aradığını gösterir. Biz bu yolla bir seyirci kitlesi oluşturmaya çalışıyoruz.

- Amatör Tiyatrolarla ilişkiye geçme gibi bir çabanız oldu mu?
- Şimdiye kadar ne böyle bir çalışmamız ne de bunu gerçekleştirebilecek zamanımız oldu. Elimizde sürekli projeler oluyor. Bizim durmak gibi bir lüksümüz yok. Çünkü durduğunuz an yok olursunuz.